Günün Yazısı

Uzun bir aradan sonra…

Rahman Rahim Allah’ın adıyla

Uzun bir aradan (26 ay) sonra tekrar yazmaya çalışmak kolay değil. Bazıları için yazmak hayatın olağan akışının bir parçası. Benim için bir “beyan!”  İnsanı yaratan Allah, ona “beyan”ı da öğretti. Hem şifahen hem de kalemle, yani yazıyla.”Beyan”ın başka anlamları yanında insanın kendini ifade etmesi, ona bu yetinin verilmiş olmasıdır.

Uzun bir aradan sonra ne yazmalı?

Benim daima ilgi alanım içinde birbiri içine girmiş üç daire misali üç konu olmuştur: Türkiye, İslam alemi ve yeryüzünün tamamı olan beşeriyetin sorunları. Benim için yaşadığım “ülkem”, sentetik bir imalat olan bir entite olmanın ötesinde bölgesel büyük bir vücudun hayati organlarından biri. “İslam dünyası” yanlış kurgulanmış küresel düzene entegre olmakta zorluk çeken devasa bir boşluk. “Yeryüzü gezegeni” varlık aleminin beşerî uzantısı olan Allah’ın mülkü!

Bu üç daire ile ilgilenmeye devam edeceğim, çünkü yarım asırlık fikir ve yazı hayatım soncunda vardığım kanaat şu ki, bu üç daire birbirleriyle ilgilidir. Burada Türkiye’yi, Alman doğu politikasının anahtar terimlerinden biri olan hakimiyetin ve kurtuluşun şaşmaz sabitesi olan “tek merkez” şeklinde algıladığım anlaşılmasın. Hayır! Bu, ben-merkezci bir bakış açısıdır, bu bakış açısı bölgesel ve küresel daireleri basit bir çembere hapseder, bölgesini ve yeryüzünü emperyal emellere indirger. Herkes yaşadığı toprakları “merkez” görür, bu tamamen haritanın politik algısıyla ilgilidir. Nasraddin Hoca’nın soru üzerine “Dünyanın merkezi benim eşeğimin bastığı yerdir” demesi söz konusu indi algıya iyi bir örnektir. Bir keresinde bir Ürdünlü’den bir analiz dinlemiştim, öyle bir resim çizdi ki küçücük Ürdün dünyanın merkeziydi, Amman İslam hilafetinin başkenti olmalıydı, tarih ve medeniyet Ürdün’de başlamıştı. Buna benzer tıpatıp bir analizi bir Pakistanlı’dan da duyabilirsiniz veya bir başka “ülke vatandaşı”ndan!

Sustuğum, yazamadığım 26 ay içinde önemli olaylar yaşandı. Ülkemiz tarihte ender rastlanan bir musibet yaşadı. Adına “15 Temmuz” denen bu menfur olay, derin bir kırılmaya, hasarı zor giderilir bir travmaya yol açacaktı. Heraklitos’un dediği doğru, akan nehirde iki defa yıkanılmaz, gelip geçen zaman da eskisi değil. Fakat bir yönüyle İbn Haldun’un dediği de doğru: “Suyun suya benzediği gibi dün bugüne benzer.” Belli ki Heraklitos ile İbn Haldun arasında bir paradoks var. Ben bu paradoksun bir Kızılderili özdeyişiyle aşılabileceğini sanıyorum: “Her hikâyenin bir başka bir anlatımı vardır.”

Bu geçen sürenin bir değerlendirmesini yapmak isterim. Esasında üçer kez ağırlaştırılmış müebbet ve üstüne 15 yıl hapisle yargılandığım davada birinci ve sonuncu (18 Eylül 2017 ve 7-8 Haziran 2018 tarihli) savunmalarımda bu değerlendirmeyi yaptım. Burada söz konusu iki savunmaya şerhler düşmekle yetineceğim. İsterim ki iki resmî belge ve şerhleri tarihe kayıt olarak düşülsün.

İkinci yapmayı düşündüğüm şey 22 aylık tutukluluğum sırasında hakkımda onlarca yazı çıktı. Destek verenlere teşekkür, eleştirenlere cevap vermeye çalışacağım. Niyetim kimseyle polemiğe girmek değil. Entelektüel yetileri olmayan kelamcıların “cedel” metoduna hiçbir zaman itibar etmedim, bugün de etmem. Kimseye kırgınlığım-kızgınlığım yok, sadece doğru anlaşılmak için “beyan hakkı”mı kullanmak istiyorum.

Üçüncü yapmayı düşündüğüm şey, yukarıda zikrettiğim üç daire içine giren varoluşsal sorunlara değinmektir.  Kelam, fıkıh, felsefe, tasavvuf, sanat, edebiyat, şiir, siyaset, ahlak, bilgi, eğitim, ekonomi, modernite, Ortadoğu vb. konular ilgi alanım içinde olacaktır.

Yayınlanmış 24 kitabım, bir mealim ve 7 ciltlik tefsirim var (Dirasatü’l Kur’an: Kur’an Dersleri). Kitaplarımın bir bölümünü siteye koyacağım. Yarım kalmış, bitmek üzere 16 kitap da sırada bekliyor. Yepyeni bir usul takip ederek “kavram merkezli konulu” bir tefsir yazmaya çalışacağım. Dağınık vaziyette bir cildi yazıldı, tasarladığım gibi yürürse inşaallah 5 cilt olacak. İsmini “Lisanü’l Kur’an/Kur’an Dili” olarak koydum.

Başarabilecek miyim? Bilemiyorum!

İlk savunmamda belirttiğim üzere üçer kez ağırlaştırılmış müebbed hapisle cezalandırılmamı isteyen Sn. Savcı’ya şöyle demiştim: 66 yaşındayım -şimdi 67 oldu- Efendimiz 63 yaşında irtihal etti, ben 3 senedir fazladan yaşıyorum. Bana müebbet verseniz de en çok 3-4 sene yatırırsınız.

Belki de daha fazla yaşarım. Hayatımız ve ölümümüz Allah’ın elindedir.

Eğer yukarıda sıraladığım işleri yapabilecek zaman (ömür) bulabilirsem bana ne mutlu!

Hayır ve başarı Allah’tandır.

Kategoriler:Günün Yazısı

2 replies »

  1. Sevgili abim Allah seni tekrar yazı yazmanı ve bize de okumayı nasip ettiği için şükürler olsun…
    Kalemine kuvvet olsun
    Hakk bildiğin yoldan dönmeyenlerden eylesin…

    Beğen

Bir Cevap Yazın

Aşağıya bilgilerinizi girin veya oturum açmak için bir simgeye tıklayın:

WordPress.com Logosu

WordPress.com hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Google fotoğrafı

Google hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Twitter resmi

Twitter hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Facebook fotoğrafı

Facebook hesabınızı kullanarak yorum yapıyorsunuz. Çıkış  Yap /  Değiştir )

Connecting to %s